GİRİŞ
213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun (VUK) 258'inci maddesinde değerleme, vergi matrahının hesaplanmasıyla ilgili iktisadi kıymetlerin vergi kanunlarında gösterilen gün ve zamanlardaki değerinin saptanması olarak tanımlanmıştır. Vergi Usul Kanun'un sonraki maddelerinde ise iktisadi işletmelere dâhil her bir aktif ve pasif kıymetin nasıl değerleneceğine ilişkin düzenlemeler yapılmış olup, iktisadi işletmelere dahil menkul kıymetlerin ne şekilde değerleneceği ise 279'uncu madde ile hüküm altına alınmıştır.
VUK’un değerlemeye ilişkin Üçüncü Kitabı’nda menkul kıymetlerin değerlemesiyle ilgili olarak üç farklı ölçüye yer verilmiştir. Bunlar: "Alış Bedeli" "Borsa Rayici" ve "Kıst Getiri" ölçüleridir. Bu çalışmamızda; menkul kıymetin ne olduğuna, yukarıda saydığımız ölçülerin hangi hallerde ve ne şekilde menkul kıymetlerin değerlemesinde kullanılacağına ilişkin açıklamalara yer verilmek suretiyle çeşitli örneklerle konu detaylandırılacaktır. Ayrıca çalışmamızın son bölümünde menkul kıymet tanımlaması içerisinde yer almamakla birlikte, menkul kıymetler ile karıştırılan diğer sermaye piyasası araçlarının VUK hükümlerine göre nasıl değerleneceğine de kısaca değinilecektir.
MENKUL KIYMET TANIMI
Vergi Kanunlarımızda menkul kıymetlerin tanımına ilişkin tam olarak bir düzenleme yer almamakla beraber, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun geçici 67’nci maddesinin 13’üncü fıkrasında menkul kıymetlerin, özel bir belirleme yapılmadığı sürece Türkiye’de ihraç edilmiş ve Sermaye Piyasası Kurulu’nca kayda alınmış ve/veya Türkiye’de kurulu menkul kıymet ve vadeli işlem ve opsiyon borsalarında işlem gören menkul kıymetler ile kayda alınmamış olsa veya menkul kıymet ve vadeli işlem borsalarında işlem görmese dahi Hazine veya diğer kamu tüzel kişilerince ihraç edilen her türlü menkul kıymetleri ifade edeceği belirtilmiştir
Sermaye Piyasası Kanunu’nun 3/b maddesinde ise menkul kıymetler; ortaklık ve alacaklılık sağlayan, belli bir meblağı temsil eden, yatırım aracı olarak kullanılan, dönemsel gelir getiren, misli nitelikte, seri halinde çıkarılan, ibareleri aynı olan ve şartları Sermaye Piyasası Kurulu tarafından belirlenen kıymetli evrak olarak tanımlanmıştır. Aynı kanunun aynı maddesinin (o) bendinde menkul kıymetler; para, çek, poliçe ve bono hariç olmak üzere; 1) Paylar, pay benzeri diğer kıymetler ile söz konusu paylara ilişkin depo sertifikaları, 2) Borçlanma araçları veya menkul kıymetleştirilmiş varlık ve gelirlere dayalı borçlanma araçları ile söz konusu kıymetlere ilişkin depo sertifikaları şeklinde tanımlanmıştır. Bono, poliçe ve çek kambiyo senedi olmaları yani ödeme veya kredi aracı olması nedeniyle menkul kıymet sayılmamıştır.
Öte yandan ise 1 sıra no.lu Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliğinde ise menkul kıymetler, faiz ve kar payı sağlamak veya fiyat değişmelerinden yararlanarak karlar elde etmek amacıyla geçici bir süre elde tutulmak üzere alınan hisse senedi, tahvil, hazine bonosu, yatırım fonu katılma belgesi, kar-zarar ortaklığı belgesi, gelir ortaklığı senedi gibi kıymetler olarak tanımlanmıştır.
Yukarıda yer alan tanımlara göre;
Menkul kıymetlere örnek olarak gösterilebilir.
VERGİ USUL KANUNUNA GÖRE MENKUL KIYMETLERİN DEĞERLEMESİ
- MENKUL KIYMETLERİN DEĞERLEME ÖLÇÜLERİ
İktisadi işletmelere dahil menkul kıymetlerin ne şekilde değerleneceği VUK’un 279’uncu maddesinde hüküm altına alınmıştır. Madde hükmü aşağıdaki gibidir:
“Hisse senetleri ile fon portföylerinin en az yüzde 51’i Türkiye’de kurulmuş bulunan şirketlerin hisse senetlerinden oluşan yatırım fonu katılma belgeleri alış bedeliyle, bunlar dışında kalan her türlü menkul kıymet borsa rayici ile değerlenir. Borsa rayici yoksa veya borsa rayicinin muvazaalı bir şekilde oluştuğu anlaşılırsa değerlemeye esas bedel, menkul kıymetin alış bedeline vadesinde elde edilecek gelirin (kur farkları dahil) iktisap tarihinden değerleme gününe kadar geçen süreye isabet eden kısmın eklenmesi suretiyle hesaplanır. Ancak, borsa rayici bulunmayan, getirisi ihraç edenin kar ve zararına bağlı olarak doğan ve değerleme günü itibariyle hesaplanması mümkün olmayan menkul kıymetler, alış bedeli ile değerlenir.”
İlgili Kanun maddesinden hareketle, iktisadi işletmelere dahil menkul kıymetlerinin değerlemesine ilişkin belirtilen esaslar şu şekilde özetlenebilir:
- İktisadi işletmelere dahil olan hisse senetleri ile fon portföylerinin en az yüzde 51’i Türkiye’de kurulmuş bulunan şirketlerin hisse senetlerinden oluşan yatırım fonu katılma belgeleri alış bedeliyle değerlenecektir.
- Alış bedeliyle değerlenecek olan menkul kıymetlerin haricinde kalan her türlü menkul kıymet borsa rayici ile değerlenecektir.
- Borsa rayiciyle değerlenmesi gereken menkul kıymetlerin borsada işlem görmüyor olması veya söz konusu menkul kıymetler borsada işlem görmekle birlikte, değerleme gününde herhangi bir alım-satım işlemi gerçekleşmemiş olması halinde bu menkul kıymetin alış bedeline, bu menkul kıymetin vadesinde kur farkları dahil olmak üzere elde edilecek gelirin iktisap tarihinden değerleme gününe kadar geçen süreye isabet eden kısmının eklenmesi suretiyle değerleme yapılacaktır. Yani, menkul kıymetin ilgili dönemdeki kıst getirisi hesaplanacak ve bu tutar alış bedeline eklenecektir.
- Borsa rayiciyle değerlenmesi gereken menkul kıymetlerden, borsa rayici bulunmayan, getirisi ihraç edenin kar ve zararına bağlı olarak doğan ve değerleme günü itibarıyla hesaplanması mümkün olmayan menkul kıymetler alış bedeli ile değerlenecektir.
Buna göre, menkul kıymetlerin değerlemesinde;
-Alış bedeli,
-Borsa rayici,
-Kıst getiri
ölçüleri belirlenmiştir.
1-ALIŞ BEDELİ ÖLÇÜSÜ
Vergi Usul Kanununda alış bedelinin tanımına yer verilmemiş olup alış bedeli değerleme ölçüleri arasında da sayılmamıştır. Bununla birlikte genel kabul görmüş tanıma göre; alış bedeli iktisadi bir kıymetin elde edilmesi sırasında ödenen veya borçlanılan bedeldir. Buna göre, menkul kıymetin alış bedeli saptanırken, söz konusu menkul kıymetin edinimi için yüklenilen finansman gideri, kur farkı, komisyon gibi giderlerden pay verilmemesi gerekmektedir. Ayrıca, vadesi geldiği halde üzerinde tahsil edilmemiş kuponu ile birlikte menkul kıymet satın alınması durumunda, değerlemede menkul kıymetin alış bedeline kupon bedelinin de dâhil edilmemesi gerekir
Menkul kıymetlere ilişkin ödemeleri genel olarak üç başlık altında toplayabiliriz.
Satın Alma Giderleri: Borçlanılarak alınan menkul kıymetlere ilişkin kredi faizleri ve kur farkları, banka masrafları ve komisyonlar gibi ödemelerdir.
Elde Tutma ve Tahsil Giderleri: GVK’nin 78’inci maddesinde yer alan depo etme ve sigorta ücretleri gibi muhafaza giderleri, temettü hisseleri ile faizlerin tahsil giderleri, ödenen her türlü vergi, resim ve harçlar gibi giderlerdir.
Satış Giderleri: Menkul kıymetlerin satışı sırasında ödenen veya tahakkuk eden banka masrafları, komisyonlar gibi giderlerdir.
VUK’a göre alış bedeli ile değerlenmesi gereken menkul kıymetler aşağıda sayıldığı gibidir;
-Hisse senetleri,
-Fon portföyünün en az %51’i Türkiye’de kurulmuş bulunan şirketlerin hisse senetlerinden oluşan yatırım fonu katılma belgeleri,
-Borsa rayici bulunmayan, getirisi ihraç edenin kar ve zararına bağlı olarak doğan ve değerleme günü itibariyle hesaplanması mümkün olmayan menkul kıymetlerdir.
2-BORSA RAYİCİ ÖLÇÜSÜ
Vergi Usul Kanunu’nun 263’üncü maddesi hükmüne göre, “Borsa rayici, gerek menkul kıymetler ve kambiyo borsasına, gerekse ticaret borsalarına kayıtlı olan iktisadi kıymetlerin değerlemeden evvelki son muamele gününde borsadaki muamelelerin ortalama değerlerini ifade eder. Normal temevvüçler (dalgalanmalar) dışında fiyatlarda bariz kararsızlıklar görülen hallerde, son muamele günü yerine değerlemeye takaddüm eden 30 gün içindeki ortalama rayici esas olarak aldırmaya Maliye Bakanlığının yetkili olduğu hüküm altına alınmıştır.
Borsa rayici, değerlemeye konu iktisadi kıymetin değerleme günündeki resmi borsalarda oluşmuş fiyatını ifade eder. Resmi borsalarda değerleme günü fiyatlarının tespiti gün boyunca oluşacak fiyatların ortalaması alınarak yapılır.
Borsa rayici açısından borsanın Türkiye’de bulunması gerekir. Uluslararası borsalarda işlem gören kıymetlerin (hisse senetleri alış bedeliyle değerlendiğinden bunlar dışında kalanların) Borsa İstanbul’da da işlem görmesi halinde, değerlemede esas alınacak değer Türkiye’deki borsa değeri olacaktır. Aksi takdirde kıst getiri veya alış bedeli dikkate alınmalıdır.
Sermaye piyasasındaki borsaları tek çatı altında toplayan ve sermaye piyasası araçlarının, kambiyo ve kıymetli madenler ile kıymetli taşların ve Sermaye Piyasası Kurulunca uygun görülen diğer sözleşmelerin, kolay ve güvenli bir şekilde, şeffaf, etkin rekabetçi, dürüst ve istikrarlı bir ortamda alınıp satılabilmesini sağlamak amacıyla 30.12.2012 tarihinde Borsa İstanbul (BİST) faaliyete başlamıştır.
Hisse senetleri ile fon portföylerinin en az yüzde 51’i Türkiye’de kurulmuş bulunan şirketlerin hisse senetlerinden oluşan yatırım fonu katılma belgeleri haricindeki bütün menkul kıymetlerin değerlemesi sırasında öncelikle borsa rayicinin bulunup bulunmadığına bakılır. Borsa rayicinin bulunması halinde değerleme günü itibariyle kesinleşen getirisi bulunsa bile dikkate alınmaz. Değerleme günü itibariyle borsa rayici ile maliyet bedeli arasında oluşan fark kar-zarara yansıtılır.
3-KIST GETİRİ ÖLÇÜSÜ
Kıst getiri ölçüsü, alış bedeli gibi değerleme ölçüleri arasında yer almayan ancak menkul kıymetlerin değerlemesi ile ilgili VUK’un 279’uncu maddesinde yer verilen bir değerleme ölçüsüdür. 4369 sayılı Kanunla yapılan düzenleme ile mevzuatımıza girmiştir. Söz konusu maddeye göre kıst getiri, menkul kıymetin vadesinde elde edilecek gelirin (kur farkları dahil) iktisap tarihinden değerleme gününe kadar geçen süreye isabet eden kısmıdır. Bu ölçüye göre değerlemede, alış bedeline kıst getirinin eklenmesi suretiyle hesaplanacak değer esasa alınacaktır.
Bir menkul kıymetin kıst getiri ölçüsüne göre değerlenebilmesi için öncelikle borsa rayicinin olmaması, borsa rayici varsa rayicin muvazaalı bir şekilde oluştuğunun anlaşılması gerekmektedir. Ancak borsa rayici olmayan her menkul kıymet bu ölçüye göre değerlenmemektedir. Kıst getiri ölçüsüne göre değerleme yapmak için ikinci şart değerleme günü itibarıyla menkul kıymetin getirisinin hesaplanabilmesi ve getirinin ihraç edenin kâr ve zararına bağlı olmaması gerekmektedir. Buna göre sabit getirili menkul kıymetlerden borsada rayici olmayanlar bu ölçüye göre değerlenecektir.
Kıst getiri hesaplanacak menkul kıymetler genel olarak sabit bir getiriye sahip olan kıymetlerdir. Aksi halde değerleme günü itibariyle vadesinde elde edilecek gelirin bilinmesi mümkün değildir Borsada işlem görmekle birlikte değerleme yapılacak günden önceki son işlem gününde işlem görmeyen menkul kıymetler de kıst getiri ölçüsü ile değerleneceklerdir.[1]
Örnek: (K) Limited Şirketi; 30.6.2012 vadeli, % 5 faiz ve 10.000 ABD Dolarına endeksli 1 yıl vadeli tahvili 1.12.2011 tarihinde 14.620 TL’ye satın almıştır. 31.12.2011 tarihi itibariyle şirket bu tahvilin (borsa rayici bulunmadığı takdirde) kıst getirisini aşağıdaki gibi hesaplar.
Değerleme gününe kadar (1 aylık) işlemiş faiz 41,6 ABD Dolarıdır. Bu tutar değerleme günü itibariyle ilan edilen kurdan (1,650 TL olacağını varsayalım) değerlendiğinde 68,64 TL olmaktadır.
Ayrıca yabancı paraya endeksli olması nedeniyle tahvilin dönem sonunda değerlemesi sonunda [(10.000$ * 1,650 TL=) 16.500 TL - 14.620 TL=] 1.880 TL olumlu kur farkı oluşmaktadır.
Bu şirket 31.12.2011 tarihi itibariyle yapacağı değerlemede toplam 68,64 TL kıst getiri hesaplayarak dönem kazancına ilave etmelidir. Tahvilin 31.12.2011 tarihi itibariyle envanter değeri; alış bedeli, kur farkı ve kist getirisi toplamı olan (14.620 TL + 1.880 TL + 68,64 TL =) 16.568,64 TL’dir.[2]
Sermaye Piyasası Kanunu’na göre %10’dan fazla değer kaybeden menkul kıymetler borsa rayici ile değerlenir. Ancak ayrılan karşılık kanunen kabul edilmeyen gider niteliğindedir. [3]
ALIŞ BEDELİ ÖLÇÜSÜ İLE DEĞERLENECEK MENKUL KIYMETLER
Hisse senetleri; anonim şirketler, sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketler (SPK’nın 4’üncü maddesine göre, halka arz yoluyla satılamazlar) ile Kanunla kurulan iktisadi teşekküller tarafından ihraç edilen, ortaklıktaki sermaye payını temsil eden, kanuni şekil şartlarına uygun olarak düzenlenen ve sahibine ortaklık hakkı sağlayan hukuken kıymetli evrak hükmünde belgelerdir. Şirket faaliyetini sürdürdüğü sürece sahibine kar payı getirir. Elde edilen kar payı, şirketin karlılığına ve elde edilen karın dağıtım kararlarına göre yıldan yıla farklılık gösterir. Başlıcaları, adi ve imtiyazlı, bedelli ve bedelsiz, kurucu ve intifa hisse senetleridir.[4]
Bir işletmenin aktifinde kayıtlı olan hisse senetleri, VUK’un 279’uncu maddesi uyarınca alış bedeliyle değerlenir. Hisse senedinin Türkiye de kurulu veya yurt dışındaki bir şirket tarafından ihraç edilmiş olmasının ya da Türkiye’de veya yurt dışında bir borsadan temin edilmesinin değerleme açısından bir önemi yoktur. Her iki durumda da alış bedeli ile değerlenir ve kar-zarar, hisse senedi elden çıkarıldığında hesaplanır. Bir şirketin Borsa İstanbul’da işlem gören hisse senetleri satın alındığında; dönem sonu itibariyle hisse senedinin fiyatı düşse de çıksa da borsa bedeliyle değil, alış bedeliyle değerleme yapılacaktır.
Alış bedeli ile değerlenmek zorunda olan hisse senetlerinin ediniminde yüklenilmiş bir finansman gideri, kur farkı, faiz, komisyon ve benzeri gider olsa bile hisse senetlerinin alış bedeline eklenmez. Zira yukarıda da bahsedildiği üzere, alış bedeli menkul kıymetin iktisabı için katlanılan giderleri kapsamakta, ancak bunlara bağlı ödemeleri kapsamamaktadır. Bu ödemeler tahakkuk ettikleri dönemde gider kaydedilir.
Bedelsiz Elde Edilen Hisse Senetleri
İşletme fonlarının yani kar ve/veya sermaye yedeklerinin sermayeye ilave edilmesi suretiyle gerçekleştirilen sermaye artırımlarında, yeni çıkarılan hisse senetlerinin karşılığında ortaklardan nakden bir bedel alınmamaktadır. Bu nedenle, bu hisse senetlerine bedelsiz hisse senedi denilmektedir.
Bu şekilde edinilen hisse senetlerinden, kar yedeklerinin sermayeye ilavesi sonucu ortaklarca bedelsiz edinilen hisse senetleri, alış bedeli ile değerlenecektir. Buradaki alış bedelinden anlaşılması gereken hisse senedinin nominal bedelidir.
Sermaye yedeklerinin şirket sermayesine eklenmesi sonucu ortaklarca elde edilen bedelsiz hisse senetleri ise değerlemeye tabi tutulmayacaktır. Çünkü sermaye yedekleri, kurumun vergiye tabi karından ayrılan bir unsur olmayıp, çeşitli değerleme farklılıkları nedeniyle sermayede meydana gelen kayıpları karşılamak üzere kayden oluşturulan fonları ifade etmektedir. Bu nedenle, sermaye yedeklerinin sermayeye ilavesi karşılığında bedelsiz hisse senedi verilmesi kar dağıtımı sayılmaz. Dolayısıyla bu şekilde elde edilen hisse senetleri aktifte bir değişikliğe yol açmaz.[5]
2.Yatırım Ortaklıkları Belgeleri
6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun 48'inci maddesi hükmü uyarınca yatırım ortaklıkları; sermaye piyasası araçları, gayrimenkul, girişim sermayesi yatırımları ile Sermaye Piyasası Kurulu'nca belirlenecek diğer varlık ve haklardan oluşan portföyleri işletmek amacıyla, paylarını ihraç etmek üzere kurulan sabit veya değişken sermayeli anonim ortaklıklardır. Anonim ortaklık olarak kurulabilecek olan bu şirketlerin ihraç ettikleri belgeler hisse senedi niteliğinde olacağından, diğer hisse senetlerinden farkı olmaksızın alış bedeli ile değerlenecektir.
Yatırım fonları, halktan topladıkları paralar karşılığı hisse senedi, tahvil/bono, özel sektör borçlanma araçları, ters repo gibi sermaye piyasası araçlarından ve altın ile diğer kıymetli madenlerden oluşan portföyleri yönetirler.
6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun 52’nci maddesinde Yatırım Fonları, “Bu Kanun hükümleri uyarınca tasarruf sahiplerinden fon katılma payı karşılığında toplanan para ya da diğer varlıklarla, tasarruf sahipleri hesabına, inançlı mülkiyet esaslarına göre Kurulca belirlenen varlık ve haklardan oluşan portföy veya portföyleri işletmek amacıyla portföy yönetim şirketleri tarafından fon iç tüzüğü ile kurulan ve tüzel kişiliği bulunmayan mal varlığına yatırım fonu adı verilir.” şeklinde tanımlanmıştır.
Portföy geniş anlamıyla bir kişinin veya kuruluşun sahip olduğu varlıkların tümünü ifade eder. Dar anlamıyla portföy ise yatırım fonunun, yatırım yaptığı sermaye piyasası araçları (Hisse senedi, tahvil, bono, ters repo vb.) ve altın gibi kıymetli madenlerin bütününü ifade etmektedir. Portföy yönetimi ise mevzuatın ve içtüzüğün izin verdiği sınırlar dahilinde, portföye varlık (hisse senedi, tahvil ve bono gibi yatırım araçları) alınıp satılması ve bu varlıkların getirilerinin (faiz ve kar payı gibi) tahsil edilmesi faaliyetleridir. Varlıkların alınıp satılması kararlarına dayanak teşkil eden her türlü araştırma ve analiz gibi faaliyetler de portföy yönetiminin kapsamına girer.
Yatırım fonu katılma belgelerinin değerlemesi ile ilgili olarak Vergi Usul Kanunu'nun 279'uncu maddesinde özel bir düzenleme öngörülmüştür. Buna göre, fon portföyünün en az % 51'i Türkiye'de kurulmuş olan şirketlerin hisse senetlerinden oluşan yatırım fonu katılma belgeleri alış bedeli ile değerlenecektir. Diğer bir ifade ile fon portföyü en az %51’i Türkiye'de kurulmuş bulunan şirketler tarafından ihraç edilmiş hisse senetlerinden oluşan yatırım fonu katılım belgeleri alış bedeli ile bunun dışında kalan yatırım fonu katılma belgelerinin ise borsa rayiciyle değerlenmesi gerekir. Alış bedeli ile değerlenecek olan yatırım fonu katılım belgelerine ait fon portföyünün en az yüzde 51'inin hisse senetlerinden oluşması koşulunun yıl içerisinde sürekli olarak sağlanmış olması gereklidir. Bu sürekliliğin sağlanamadığı durumlarda, katılma belgeleri varsa borsa rayici yoksa değerleme günü itibariyle hesaplanan getirisinin eklenmesi suretiyle (kıst getiri suretiyle) hesaplanacaktır.
Katılma paylarının itibari değeri yoktur. Fon birim pay değeri, fon toplam değerinin katılma paylarının sayısına bölünmesiyle elde edilir. Fon birim pay değeri, katılma paylarının alım satımına esas teşkil eden fiyattır. Fonların birim pay değerinin günlük olarak hesaplanması ve ilan edilmesi esastır. Para piyasası fonları ile kısa vadeli borçlanma araçları fonları dışındaki fonlarda, katılma payı alım satım emirleri, emrin verilmesini takip eden ilk hesaplamada bulunacak pay fiyatı üzerinden yerine getirilir. Para piyasası fonları ve kısa vadeli borçlanma araçları fonlarında ise, alım satım emirleri en son ilan edilen birim pay fiyatı üzerinden gerçekleştirilir. Bununla birlikte, bilgilendirme dokümanlarında belirtilmek koşuluyla, para piyasası fonları ve kısa vadeli borçlanma araçları fonlarında katılma payı alım satım işlemleri farklı birim pay fiyatı üzerinden gerçekleştirilebilir. Fonun kurucusu, fonu katılma belgesi sahiplerinin haklarını koruyacak şekilde temsil eder, yönetir veya yönetimi denetler. Yine kurucu, fon varlığının korunması ve saklanmasında da sorumludur.
Katılma payı alımı, temsil ettiği değerin tam olarak nakden ve/veya eşit değerde varlık teslim edilerek ödenmesi; katılma payı satımı, yatırımcıların paylarının bilgilendirme dokümanlarında belirlenen esaslara göre fona iade edilmek suretiyle paraya ve/veya eşit değerde varlığa çevrilmesi şartıyla gerçekleştirilebilir.
Sermaye Piyasası Kurulunun düzenlemeleri çerçevesinde yatırım fonlarının yatırım yapabileceği araçlar şöyledir[6];
Alış bedeliyle değerlenmesi VUK’un 279’uncu maddesindeki sınırlama nedeniyle mümkün olmayan, aynı zamanda borsa rayici bulunmayan ve kıst getirili bedel ölçüsü kullanılarak da değerlenmesi mümkün olmayan yatırım fonu katılma belgeleri için ise VUK’un 289’uncu maddesine başvurmak gerekir. Anılan maddeye göre, değerleme esasları bölümünde yazılı olmayan veyahut yazılı olup da kendi ölçüleriyle değerlenmesine imkan bulunmayan iktisadi kıymetlerden bina ve arazinin vergi değeriyle, diğerlerinin, varsa borsa rayici, yoksa mukayyet değerleri, o da yoksa emsal bedelleriyle değerlenmesi gerekmektedir.[7]
Örnek:
(A) A.Ş., yıl içinde bankacılık sektörü hisse senetleri ağırlıklı (B) Bankası Yatırım Fonu katılma belgelerinden pay başına 7,50 TL olmak üzere 4.000 adet satın almıştır. Söz konusu katılma belgeleri, alış bedeli olan 30.000 TL alış tarihi itibariyle aktife kaydedilmiştir. Fon portföyünün % 65'i Türkiye'de kurulmuş bulunan ve bankacılık sektöründe faaliyet gösteren şirketlerin hisse senetlerinden oluşmaktadır. Yılsonu itibariyle, (B) Bankası Yatırım Fonu katılma belgelerinin pay başına değeri 8,80 TL olarak açıklanmıştır.
Fon portföyünün en az % 51'inin Türkiye'de kurulmuş bulunan şirketlerin hisse senetlerinden oluşması nedeniyle, yılsonunda yapılacak olan değerlemede, şirket, aktifine kayıtlı katılma belgelerini katılma belgelerinin yılsonu değerlerini dikkate almaksızın alış bedeli olan 30.000 TL'den değerleyecektir.
Söz konusu fon portföyünün %40'ının Türkiye'de kurulmuş bulunan şirketlerin hisse senetlerinden oluşması ve yılsonu değeri olan 8,80 TL'nin borsada oluşmuş değer olması halinde ise; fon değerinin alış bedeli ile değerlenmesi mümkün olmayacak ve dolayısıyla borsa rayici ile değerlenecektir. Bu durumda alış bedeli ile dönem sonu borsa rayici arasındaki fark ile (8,80 TL - 7,50 TL= 1,30 TL) sahip olunan fon adedinin çarpılmasıyla bulunacak tutar olan (4.000 x 1,30=) 5.200 TL kurum kazancına ilave edilecektir.
Değerleme günü itibariyle oluşan borsa rayicinin alış bedelinden daha düşük olması halinde oluşacak zararın da kurum kazancının tespitinde dikkate alınacağı tabiidir.
Kâr-zarar ortaklığı belgeleri anonim şirketlerin, ihtiyaç duydukları finansmanı karşılamak için kâr ve zararlarına ortak olunmak üzere gerek yurt içinde gerekse de yurt dışında ihraç ettikleri menkul kıymetlerdir. Bu yolla toplanan fonlar anonim ortaklığın her türlü faaliyetinin finansmanı için kullanılır. Bu aracın en önemli özelliği anonim ortaklığın zarar etmesi halinde, yatırımcı açısından zarara da ortaklığın söz konusu olmasıdır. En kısa vade 1 ay, en uzun vade 7 yıl olmak üzere, vade ortaklık faaliyetinin özelliğine göre muhtelif dönemlerde aylık ve katları olarak düzenlenir. Vade sonlarında kar zarar ortaklığı belgesi bedelleri defaten ödenir. Kar garantisi olmayan bu araçlarda, belli hesaplama kriterleri çerçevesinde yatırımcı kar ve zarara katılmaktadır.
Vergi Usul Kanunu'nun 279'uncu maddesi hükmü uyarınca, kâr-zarar ortaklığı belgelerinin borsa rayici ile değerlemesi gerekmektedir. Ancak bu belgeler borsada işlem görmemekte ve dolayısıyla borsa rayici bulunmamaktadır. Diğer taraftan vade tarihinde elde edilecek kesin bir getiriden söz edilemeyeceği gibi, sabit bir getirinin bulunmaması nedeniyle tutarı da he-saplanamamaktadır. Bu nedenle bu menkul kıymetlerin değerleme işlemi alış bedeli ölçüsü ile yapılacaktır.
Alış Bedelleri Farklı Olan Aynı Neviden Menkul Kıymetler
Değerleme günü itibariyle bir işletmenin bilançosunda aynı neviden değişik fiyatlarda alınmış menkul kıymetler bulunabilir. Bu menkul kıymetlerin değerlemesinde hangi yöntemin kullanılacağına dair biri SPK Tebliği diğeri ise mukteza olmak üzere iki açıklama bulunmaktadır.
SPK Seri: XI, No:1 Tebliği'nin 21'inci maddesinde; işletmelerin menkul kıymetlerin elde etme maliyetlerinin hesaplanmasında, hareketli veya ağırlıklı ortalama maliyet yöntemlerinden birini kullanmak ve menkul kıymetleri serileri itibariyle ayrı ayrı değerlemek zorunda oldukları belirtilmiştir. Muktezada ise aracı kurumlar tarafından yoğun alım satımlar sebebiyle fiili alış bedellerinin tespitinin güç olması durumlarında, hareketli ortalama maliyet yönteminin uygulanabileceği ifade edilmiştir.
Esas faaliyet konusu menkul kıymet alım satımı olan işletmelerin işlem yoğunluğu çok fazla olduğu için menkul kıymetleri tek tek seri ve tertip numaraları itibariyle takip etmeleri güç olacaktır. Bu sebeple de bu işletmelerin, menkul kıymetlerin değerlemesinde hareketli veya ağırlıklı ortalama maliyet yöntemlerinden birini uygulamaları mümkündür. Bu yöntemin uygulanması hem Gelir İdaresi'nin vermiş olduğu muktezaya hem de SPK Tebliği'ne uygun olacaktır.
Gelir Vergisi Kanunu açısından, ticari bir faaliyet olmaksızın menkul kıymet alınıp satılması halinde ortaya çıkan değer artış kazancının tespiti konusunda ise 232 Seri No'lu Gelir Vergisi Genel Tebliği'nde açıklama yapılmıştır. Mezkûr Genel Tebliğ'de gerçek kişiler tarafından bir ticari organizasyon olmaksızın hisse senetlerinin yıl içinde bir defadan fazla alınıp satılmasının öneminin bulunmadığı; belirli bir şirketin hisse senedinden değişik tarihlerde alımlar yapıldıktan sonra, alınan hisse senetlerinin bir kısmının elden çıkarılması halinde mükelleflerce elden çıkarılan hisse senetlerinin hangi işlem ile alındığı konusunda serbestçe karar verebileceği belirtilmiştir. Ancak bu açıklamaların değerlemeye ilişkin değil sadece değer artış kazancının tespitine ilişkin olduğu, ticari işletmelerin aktifinde yer alan menkul kıymetleri ise kapsamadığı gözden kaçırılmamalıdır.
Bu durumda esas faaliyet konusu, menkul kıymet alım satımı olmayan işletmelerin almış oldukları menkul kıymetleri fiili alış bedelleri ile takip edebilmelerinde bir güçlük yaşanmayacağından, dönem sonu menkul kıymetlerini fiili alış bedeli esasına göre tespit etmeleri gerekmektedir. Bunun için de işletmelerin, alıp sattıkları menkul kıymetleri seri ve tertip numaraları itibariyle takip etmeleri bir zorunluluktur.
BORSA RAYİCİYLE ve KIST GETİRİYLE DEĞERLENEN MENKUL KIYMETLER
Devletin kısa süreli finansman ihtiyacının karşılanması amacıyla, genellikle bütçe gelirleri ile giderleri arasında zaman yönünden uyuşmazlık olduğu zamanlarda Devlet'in finansman ihtiyacını karşılamak amacıyla Bütçe Kanunu'na dayanılarak çıkarılan ve vadesi bir yılın altında olan bu kamu iç borçlanma senetlerine hazine bonosu adı verilmektedir.
Hazine bonosu kuponsuzdur. Satışları fiziki teslim veya emanet makbuzuyla yapılır. Hazine Müsteşarlığı tarafından arz edilir, satış aracılığını TCMB yapar. “Hazine bonoları iç iskonto esasına göre ihraç edilir yani ihraç tarihinde nominal değeri altında ihraç edilip vadesinde üzerinde yazılı bedel ödenir.”[8] “Bononun üzerindeki tutar vade sonunda anapara ve faiz dahil ödenecek parayı gösterir. Bu nedenle getiri sabittir ve önceden hesaplanabilir.”[9]
Hazine bonoları BİST te işlem görmektedir ve borsa rayici bulunmaktadır VUK’un 279’uncu maddesine göre bu menkul kıymetler borsa rayiciyle değerlenir, alış bedeliyle borsa rayici arasındaki fark gelir ve/veya gider hesaplarına yansıtılır.
Örnek:
(A) A.Ş., yıl içinde nominal bedeli 40.000 TL olan 210 gün vadeli Hazine bonosunu iskonto edilmiş bedelle 36.000 TL'ye satın almıştır. Vade sonunda Hazine bonosu karşılığında alınacak tutar 40.000 TL'dir. Söz konusu Hazine bonosunun değerleme günü itibariyle Borsa İstanbul'da işlem gördüğü ortalama fiyat ise 37.500 TL olarak gerçekleşmiştir.
Buna göre, değerleme gününde bu Hazine bonosu borsa rayicine göre 37.500 TL olarak değerlenecektir. Hazine bonosunun değerleme günü itibariyle Borsa İstanbul'daki değeri ile alış bedeli arasındaki fark ise (37.500 -36.000 =) 1.500 TL'dir. Ortaya çıkan bu tutarın, mükellefin yıllık kurum kazancına ilave edilmesi gerekir.
Devlet'in uzun vadeli (vadesi bir yıldan uzun) borç para bulmak için çıkardığı yıllık faiz getiren yazılı senetlere tahvil denilmektedir. Üzerinde yazan değer borçlanılan tutarı gösterir. Devlet tahvilleri kuponlu ya da kuponsuz olarak satılabilir. Kuponlu ise ödeme planına göre borçlanılan tutar üzerinden kupon karşılığı faiz ödemeleri yapılır. Kuponsuz ise iskontolu olarak satılır, vadesinde devlet tahvilinin üzerinde yazan nominal değer ödemede esastır. Getirisi sabit ve önceden hesaplanabilir.
Devlet tahvilleri BİST te işlem görmekte ve borsa rayici bulunmaktadır. Dolayısıyla VUK 279’uncu maddesi gereği borsa rayiciyle değerlenmesi gerekmektedir.
TTK’nın 420’nci maddesine göre tahvil; anonim şirketlerin ödünç para bulmak için itibari kıymetleri eşit, iç ibaresi aynı olmak üzere çıkardıkları borçlanma senetleridir. Vadeleri en az 2 yıl olmak üzere serbestçe belirlenebilmektedir. Kupon ödemeleri yılda 1, 2 ya da 4 defa olabilmektedir.
Ülkemizde artık belirli şartları taşıyan özel sektör tahvilleri BİST’te işlem görmektedir. VUK’un 279’uncu maddesine göre özel sektör tahvillerinin borsa rayiciyle değerlenmesi, borsa rayici yoksa kıst getiriyle değerlenmesi yani ilgili döneme isabet eden getirilerinin hesaplanarak alış bedeline eklenmesi suretiyle değerlenmesi gerekmektedir.
Sermeye Piyasası Kurulu tarafından yayımlanan Seri No:III/13 Tebliği uyarınca finansman bonoları, anonim ortaklıklar, mevzuata göre özelleştirme kapsamına alınanlar dahil kamu iktisadi teşebbüsleri, mahalli idareler ile bu idarelerle ilgili özel mevzuat uyarınca faaliyet gösteren kuruluş, idare ve işletmeler tarafından, kısa süreli fon ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla Mezkûr Tebliğ hükümlerine göre borçlu sıfatıyla düzenleyip kurul kaydına alınmak suretiyle ihraç ederek sattıkları emre veya hamiline yazılı menkul kıymet niteliğindeki kıymetli evraktır.
Anonim şirketlerin kısa vadeli finansman ihtiyacını karşılamak üzere çıkardıkları kısa vadeli senetlerdir. Finansman bonolarının üzerinde yazılı olan nominal bedel, anapara ve faizden oluşur. Finansman bonolarından elde edilen getiri sabittir.
Finansman bonoları BİST Tahvil ve Bono Piyasası Yönetmeliğine göre BİST’te işlem görebilecek menkul kıymetler arasında sayılmıştır ve borsa rayici ile değerlemesi gerekmektedir ancak bu menkul kıymet BİST’ te fiilen işlem görmemekte ve dolayısıyla borsa rayici oluşmamaktadır. Bu durumda VUK 279’uncu maddesi gereği ilgili döneme isabet eden kıst getirilerinin hesaplanarak alış bedeline ilave edilerek değerlenmesi gerekir.
Köprü, baraj, elektrik santrali, karayolu, demiryolu, sivil kullanıma yönelik deniz ve hava limanları gibi kıymetlerden kamu kurum ve kuruluşlarına ait olanlarının gelirlerine ortaklık hakkı veren senetlere gelir ortaklığı senetleri adı verilmektedir. Gelir ortaklığı senedi bir pay senedi değildir. Dolayısıyla senet sahibi senedi ihraç eden kurumun ortağı olmamaktadır. Senet belirli bir vadeye sahip olup hamiline yazılıdır.
Gelir ortaklığı senetlerinin başlangıçta bilinen bir getirileri yoktur. Ancak bunlar için Kamu Ortaklığı İdaresi'nce işlemiş gelir hesaplanmaktadır. Bu İdare tahmini gelir hesaplarına göre hazırladığı üç aylık süreleri kapsayan günlük gelir cetvellerini belirlemektedir. Bunların sahipleri ellerindeki senetleri bankaya götürdüklerinde işlemiş gelirle birlikte senet anaparası kendilerine ödenmektedir. Bu durumda bunların başlangıçta sabit bir getirisi bilinmemekle birlikte yatırım fonu katılma belgelerinde olduğu gibi değerleme günü itibariyle bir getiri hesaplanması mümkün olmaktadır.
Borsa İstanbul'da bu senetler için açılmış bir piyasa olmasına rağmen, bu senetler için şu an için alım satım mevcut değildir. Eğer bir gelir ortaklığı senedi borsada alım satıma konu oluyorsa (ancak şu anda borsada işlem söz konusu değildir) bu kıymet için değerleme ölçüsü borsa rayicidir. Ancak borsada işlem görmeyen ya da fiyatın oluşumunda muvazaa olduğu belirlenen gelir ortaklığı senetleri kıst getiri ölçüsü ile değerlemeye tabi tutulurlar.
Çok uluslu bankalar ile güvence veren diğer kurumların oluşturduğu sendikasyonla, tahvili çıkaran ülkenin dışında diğer ülkelere satılmak üzere çıkartılan tahvillere eurobond denilmektedir. Diğer bir tanımla euro-bond, Devlet ya da şirketlerin, kendi ülkeleri dışında kaynak sağlamak amacıyla, uluslararası piyasalarda yabancı para birimleri üzerinden satışa sundukları, genellikle uzun vadeli borçlanma aracıdır. Bu tahvilleri çıkaran ülkeler böylece uluslararası piyasalardan finansman gereksinimlerini karşılamaktadır.
Söz konusu eurobondlar yurt dışındaki kişilere satılmak için çıkarılmakla birlikte, yurt içindeki yerleşik kişi veya kurumların da eurobond almaları mümkündür. Eurobondlar, İMKB'de Uluslararası Tahvil ve Bono Piyasası'nda bir zamanlar düşük hacimli de olsa işlem görmüşlerdi. Ancak şu an için Türkiye Cumhuriyeti Hazinesi tarafından ihraç edilen ve Borsa kotunda bulunan dış borçlanma araçları dışında bu piyasada aktif olarak bir işlem yapılmadığından, Hazine tarafından ihraç edilenler dışındaki eurobondların borsa rayici bulunmamaktadır. Dolayısıyla söz konusu eurobondların da ilgili döneme isabet eden kıst getiri-erinin hesaplanarak alış bedeline eklenmesi suretiyle değerlemeye esas alınması gerekir.7 Yabancı para cinsinden olan eurobondların dönem sonunda değerlemesinde ortaya çıkacak olan kur farkının da hesaplanarak değerlemede dikkate alınması gerekmektedir.8
Diğer taraftan Borsa İstanbul Uluslararası Tahvil Pazarı'nda işlem gören, Türkiye Cumhuriyeti Hazinesi tarafından ihraç edilen ve Borsa kotunda bulunan EuroBondlar, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 279' uncu maddesi hükmü uyarınca borsa rayici ile değerlenecektir.
Örnek:
(A) A.Ş. ilk kupon vadesi 31.03.2015 tarihi olan 10 yıl vadeli, 10.000 USD nominal bedelli ve % 8 faizli bir özel şirket eurobondunu 01.10.2014 tarihinde 18.500 TL'ye satın almıştır. Bu eurobondun 31.12.2014 tarihindeki değerlemesi aşağıdaki gibi olacaktır:
USD cinsinden eurobondların 6 ayda bir olmak üzere yılda iki kez kupon ödemeleri bulunmaktadır. Söz konusu eurobondun ilk kupon tarihi 31.03.2015 olduğuna göre, ilk 6 aylık kupon faizinin yarısı 31.12.2014 tarihi itibariyle tahakkuk etmiş bulunmaktadır. Tahakkuk eden faiz miktarı 10.000 USD x % 8 / 4 = 200 USD'dir. Dolayısıyla eurobondun kıst getirili 31.12.2014 tarihli değeri 10.200 USD'dir.
31.12.2014 tarihinde 1 USD = 2,25 TL olduğunda eurobondun TL cinsinden değeri, (10.200 x 2,25=) 22.950 TL'dir. İşletmenin bu eurobond için ödediği meblağ 18.500 TL olduğuna göre; aradaki (22.950 -18.500=) 4.450 TL'lik gelir bir yandan menkul kıymetin aktif değerine ilave edilirken diğer yandan da gelir hesabına gelir kaydedilmelidir.
7.Varlığa Dayalı Menkul Kıymetler
Varlığa dayalı menkul kıymetler, genel finans ortaklıkları, bankalar, finansman şirketleri ve finansal kiralamaya yetkili kuruluşların, kendi ticari işlemlerinden doğmuş alacakları veya sermaye piyasası mevzuatı çerçevesinde temellük edecekleri alacaklar karşılığında çıkardıkları menkul kıymetlerdir. İskonto esasına göre çıkarılabileceği gibi, dönemsel ve değişken faiz ödemeli olarak da ihraç edilebilir.
Ancak varlığa dayalı menkul kıymetlerin Borsa İstanbul'da işlem görebileceği bir piyasa açılmakla birlikte, bu piyasa etkin olmadığı için varlığa dayalı menkul kıymetlerin borsa rayici bulunmamaktadır. Dolayısıyla varlığa dayalı menkul kıymetler, ilgili döneme isabet eden kıst getirilerinin hesaplanarak alış bedeline eklenmesi suretiyle değerlemeye esas alınacaktır.
8.Banka Bonoları ve Banka Garantili Bonolar
Banka bonoları; kalkınma ve yatırım bankalarının borçlu sıfatıyla düzenleyip Sermaye Piyasası Kurulu’nca kayda alınmasını müteakip ihraç ettiği emre veya hamiline yazılı kıymetli evraktır.
Banka garantili bonolar; kalkınma ve yatırım bankalarından kredi kullanan ortaklıkların, bu kredilerin teminatı olarak borçlu sıfatıyla düzenleyip alacaklı bankaya verdikleri emre yazılı senetlerden, bu krediyi kullandırmış olan bankaca kendi garantisi altında ve Sermaye Piyasası Kurulunca kayda alınmasını müteakip ihraç edilen kıymetli evraktır.
Tahvilden farkı ihracındaki formalitenin azlığı ve yapılarının daha esnek olmasıdır. Seri halinde çıkarılamazlar, halka arz yoluyla satılamazlar ve dönemsel gelir getirmezler. Üzerinde yazılı olan nominal bedel anapara ve faizi kapsamaktadır. Satış sırasında bu bedel iskonto edilir ve ıskontodan sonra tahsil edilen tutar borçlanılan tutarı gösterir. Bu tür menkul kıymetlerden elde edilen getiri sabittir.
VUK’ un 279’uncu maddesi gereği banka bonoları ve banka garantili bonolar borsa rayici ile değerlenir. Ancak borsa rayici olmayan banka bonoları ve banka garantili bonoların ilgili döneme isabet eden kıst getirilerinin hesaplanarak alış bedeline ilave edilerek değerlemeye tabi tutulması gerekmektedir.
9.Repo – Ters Repo
Repo; menkul kıymetlerin geri alma taahhüdü ile satılması, ters repo ise menkul kıymetlerin geri satma taahhüdü ile satın alınmasıdır. Dolayısıyla bir repo işlemi yapıldığında ters repo da kendiliğinden gerçekleşmiş olur. Çünkü birinin satma taahhüdü varken satanın da alma taahhüdü vardır. Sermaye Piyasası Kanununa göre repo ve ters repo işlemlerini faaliyet izni almış banka ve aracı kurumlar yapmaktadır.
369 seri no’lu VUK Genel Tebliğinde repo ve ters repo işlemleri hakkında aşağıdaki açıklamalar yapılmıştır;
“Geri alım taahhüdü ile menkul kıymet satışı (repo) ve geri satım taahhüdü ile menkul kıymet alımı (ters repo) işlemleri esas itibarıyla günün faiz koşullarında bir borç para alış veriş işlemi olup geri alım ve satım işlemine konu edilen menkul kıymetler bu işlemlerde bir nevi teminat unsuru olarak kullanılmaktadır. Zira repo ve ters repo işlemlerinde kullanılan faiz oranı, menkul kıymet üzerindeki faiz oranından bağımsız olarak günün piyasa koşullarına göre belirlenmekte, repo ve ters repoya konu menkul kıymetler üzerindeki gelirler repo ve ters repo yoluyla borç para veren tarafa aktarılmamakta ve dolayısıyla repo ve ters repo yoluyla borç para alanlar bu işlemlerden elde ettikleri vergiye tabi kazançlarını bu işlemlere konu olan menkul kıymetlerin piyasa değerlerinden bağımsız olarak belirlemektedirler.
Bu durumda, repo ve ters repoya konu edilen menkul kıymetlerin, her zaman menkul kıymeti geri almakla yükümlü olan tarafından, Vergi Usul Kanununun 279’uncu maddesi çerçevesinde değerleme işlemine tabi tutulması gerekmektedir.
Vadesi değerleme gününden sonra olan repo ve ters repo işlemleri ile ilgili olarak, değerleme gününe kadar tahakkuk eden faiz tutarları, repoya taraf olanlarca ticari kazancın elde edilmesi ile ilgili Gelir Vergisi Kanununun 38 ve 39, Kurumlar Vergisi Kanununun 6’ıncı maddesi hükümleri çerçevesinde gelir veya gider olarak dikkate alınacaktır.”
Vadesi değerleme gününden sonra gelen repo ve ters repo işlemleriyle ilgili olarak değerleme gününe kadar tahakkuk eden faiz tutarının işleme taraf olanlarca ticari kazancın tespitinde gelir veya gider olarak dikkate alınması gerekmektedir. Repo ve ters repo işlemlerinde menkul kıymetleri geri almakla yükümlü olanlar değerleme günü itibariyle kıst getiri hesaplamak suretiyle değerleme yapacaktır.[10]
Öte yandan, iktisadi işletmelerce faiz geliri elde etmek amacıyla yapılan repo ve ters repo işlemlerinin özü itibarıyla vadeli mevduat işlemlerinden bir farkı yoktur. Sonuç olarak repo ve ters repo işlemlerinden elde edilen gelirle vadeli mevduat faizi mahiyet olarak aynıdır. Dolayısıyla da vadeli mevduatın tabi olduğu esaslara göre değerlenmesi gerekir. Bu itibarla repo ve ters repo işlemleri iktisadi işletmeler bünyesinde mevduat olarak dikkate alınacak olup değerleme dönem sonu itibarıyla işlemiş faiz dikkate alınarak yapılacaktır.[11]
TÜREV ÜRÜNLERİN VERGİ USUL KANUNU HÜKÜMLERİNE GÖRE DEĞERLEMESİ
TÜREV ÜRÜNLERİN TANIMI
Türev ürünleri, en yalın ifadesiyle, getirisi başka bir kıymetin getirisine bağlanmış, diğer bir deyişle başka bir kıymetin getirisinden türetilmiş mali araçlar olarak tanımlamak mümkündür.10 Türev piyasalar, futures sözleşmeleri, opsiyon sözleşmeleri, swap sözleşmeleri, forward sözleşmeleri gibi son derece geniş bir yelpazeyi içermektedir.11
Türev araçlar, organize piyasalarda işlem görüp görmemelerine göre ikiye ayrılabilir. Organize piyasa kavramı, "alıcı ile satıcının veya onların vekillerinin emtia, menkul kıymet veya buna benzer misli emtia ve kıymetten sayılan diğer eşyalar üzerinde alım-satım yapmak amacıyla bir araya geldikleri belirli sürelerde, belirli yerlerde kurulan, belirli kurallarla çalışan merkezi pazarları" ifade etmektedir. Örneğin, Borsa İstanbul A.Ş. bünyesinde kurulan Vadeli İşlem ve Opsiyon Piyasası (VİOP) organize bir piyasadır. Tezgâh üstü piyasalar ise, organize piyasaların aksine, türev araçların alım-satımına yönelik merkezi bir yapının olmadığı borsa dışı piyasalardır. Tezgah üstü piyasalarda düzenlenen sözleşmeler, standart nitelikte olmayıp, tarafların spesifik ihtiyaçları doğrultusunda şekillendirilmektedir.
Forward ve swap sözleşmeleri, tezgah üstü piyasada işlem görürken, futures sözleşmeleri ve varantlar, organize borsalarda işlem görmektedir. Opsiyon sözleşmeleri ise her iki piyasada da işlem görebilmektedir.
Futures Sözleşmeleri
Futures sözleşmeleri, ileri bir tarihte, önceden belirlenen fiyat, miktar ve nitelikte ekonomik veya finansal göstergeyi, sermaye piyasası aracını, malı, kıymetli madeni veya dövizi alma veya satma yükümlülüğü getiren sözleşmelerdir. Futures sözleşmeleri, vadeli işlem borsalarında işlem görmekte olup, borsa takas kurumunun garantisi altındadır. İşlemlerin borsa takas kurumu tarafından garanti edilmesi, uygulanan teminat sistemi ile mümkün olmaktadır. Sözleşme bazında teminatlar potansiyel günlük zarar riskini karşılayacak şekilde borsa tarafından belirlenmektedir.13
Forward Sözleşmeleri
Taraflardan birinin sözleşmeye konu olan finansal varlığı sözleşmede belirlenen fiyat üzerinden gelecekteki belirli bir tarihte satın almasını, karşı tarafın da sözleşmeye konu finansal varlığı satmasını şart koşan bir sözleşme türüdür. 5 Seri No'lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliği'nde de açıklandığı üzere, forward işlemi esas itibarıyla, bir "taahhüt" niteliğinde olduğundan ve gelirin elde edilmesi sözleşmenin sonuçlandırılması ile gerçekleştiğinden, vadeye kadar dönem içinde yapılan değerlemelerin (reeskont işlemlerinin) kurum kazancı ile ilişkilendirilmemesi gerekir. Kurum kazancına dâhil edilecek kâr veya zararın vade sonunda tespit edilmesi gerekmektedir.
Swap Sözleşmeleri
Swap, iki tarafın belirli bir zaman dilimi içinde farklı faiz ödemelerini ve/veya farklı para birimlerini karşılıklı olarak değiştirdikleri bir takas sözleşmesidir. Swap sözleşmeleri, para swapı ve faiz swapı olarak ikiye ayrılmaktadır.
Para swapı işlemi, tarafların önceden anlaştıkları oran ve koşullarda belirli miktardaki para birimlerini değiştirmek suretiyle gerçekleştirdikleri bir işlemdir. Para swapı işleminde elde etme, sözleşmenin vadesinde gerçekleştiğinden, vadeye kadar dönem içinde yapılan değerlemelerin (reeskont işlemlerinin) kurum kazancı ile ilişkilendirilmemesi ve kurum kazancına dahil edilecek kâr veya zararın vade sonunda tespit edilmesi gerekmektedir.
Faiz swapı ise gösterge bir anapara üzerinden farklı faiz oranı esaslarına göre hesaplanacak faizlerin iki taraf arasında anlaşılan vadelerde değişimini öngören bir sözleşme çeşidi olup, aynı para biriminden olan borçların sadece faiz ödemelerinin yapısı değişmekte, anapara tutarı değişimi gerçekleşmemektedir. Faiz swapı işleminde elde etme, sözleşmede yer alan faiz oranları dikkate alınarak hesaplanan faiz değişimlerinin yapıldığı dönemler itibarıyla gerçekleştiğinden, bu dönemlerin sonuna kadar ilgili dönem içinde yapılan değerlemelerin (reeskont işlemlerinin) kurumlar vergisi matrahının tespitinde indirim veya ilave kalem olarak düzeltilmesi gerekecektir. Dolayısıyla, faiz swapı sözleşmesine istinaden sözleşmenin taraflarınca ödenen veya tahsil edilen faizler, sözleşmenin vadesi beklenmeksizin faiz tahakkukunun yapıldığı dönemler itibarıyla taraflarca kurum kazançlarının tespitinde gelir veya gider olarak dikkate alınacaktır.
Opsiyon Sözleşmeleri
Opsiyon sözleşmeleri, belirli bir miktardaki varlığı (fiziksel emtia veya finansal varlık) belirli bir fiyattan, gelecekte belirli bir tarihte satın alma veya satma hakkı sağlayan sözleşmelerdir. Tezgah üstü piyasalarda gerçekleştirilen opsiyon sözleşmelerinden doğan işlemlerde elde etme, opsiyon sözleşmesinde belirtilen hakkın kullanılması ile birlikte gerçekleştiğinden opsiyonun kullanıldığı tarihe kadar olan dönem içinde yapılan değerlemelerin (reeskont işlemlerinin) kurum kazancı ile ilişkilendirilmemesi gerekmektedir. Opsiyon sözleşmesinin teslimat olmaksızın nakdi uzlaşma ile sonlandırılması durumunda, nakdi uzlaşma sonucunda elde edilen kâr veya zararın kurum kazancına dâhil edilmesi gerekecektir.
Aracı Kuruluş Varantları
Elinde bulunduran kişiye, dayanak varlığı ya da göstergeyi önceden belirlenen bir fiyattan, belirli bir tarihte veya belirli bir tarihe kadar alma veya satma hakkı veren ve bu hakkın kaydi teslimat ya da nakit uzlaşı ile kullanıldığı, aracı kuruluşlarca ihraç edilen menkul kıymet niteliğindeki bir sermaye piyasası aracıdır. Aracı kuruluş varantları, opsiyon sözleşmelerine gösterdiği benzerlik nedeniyle opsiyon sözleşmelerinin menkul kıymetleştirilmiş bir çeşidi olarak kabul edilmektedir.1
TÜREV ÜRÜNLERİN DEĞERLEMESİ
6362 Sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun 3'üncü maddesinde menkul kıymetlerin; para, çek, poliçe ve bono hariç olmak üzere; paylar, pay benzeri diğer kıymetler ile söz konusu paylara ilişkin depo sertifikalarını, borçlanma araçları veya menkul kıymetleştirilmiş varlık ve gelirlere dayalı borçlanma araçları ile söz konusu kıymetlere ilişkin depo sertifikalarını ifade ettiği belirtilmiştir.
Aynı maddede türev araçlar ise; menkul kıymetleri satın alma veya satma veya birbirleri ile değiştirme hakkı veren türev araçları, değeri, bir menkul kıymet fiyatına veya getirisine; bir döviz fiyatına veya fiyat değişikliğine; faiz oranına veya orandaki değişikliğe; bir kıymetli maden veya kıymetli taş fiyatına veya fiyat değişikliğine; bir mal fiyatına veya fiyat değişikliğine; Kurul'ca uygun görülen kurumlarca yayınlanan istatistiklere veya bunlardaki değişikliğe; kredi riski transferi sağlayan, enerji fiyatları ve iklim değişkenleri gibi ölçüm değerleri olan ve bu sayılanlardan oluşturulan bir endeks seviyesine veya seviyedeki değişikliğe bağlı olan türev araçları, bu araçların türevlerini ve sayılan dayanak varlıkları birbirleri ile değiştirme hakkı veren türevler olarak tanımlanmıştır.
193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun geçici 67'nci maddesinin 13'üncü fıkrasında ise menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası aracı ifadesi, özel bir belirleme yapılmadığı sürece Türkiye'de ihraç edilmiş ve Sermaye Piyasası Kurulu'nca kayda alınmış ve/veya Türkiye'de kurulu menkul kıymet ve vadeli işlem ve opsiyon borsalarında işlem gören menkul kıymetler veya diğer sermaye piyasası araçları ile kayda alınmamış olsa veya menkul kıymet ve vadeli işlem borsalarında işlem görmese dahi Hazine'ce veya diğer kamu tüzel kişilerince ihraç edilecek her türlü menkul kıymet veya diğer sermaye piyasası aracını ifade edeceği belirtilmiştir. Ayrıca aynı maddede bankaların ve aracı kurumların taraf olduğu veya bunlar aracılığıyla yapılan; belirli bir vadede, önceden belirlenen fiyat, miktar ve nitelikte, ekonomik veya finansal göstergeye dayalı olarak düzenlenenler de dahil olmak üzere, para veya sermaye piyasası aracını, malı, kıymetli madeni ve dövizi alma, satma, değiştirme hak ve/veya yükümlülüğünü veren vadeli işlem ve opsiyon sözleşmelerinin geçici 67'nci maddesi uygulamasında diğer sermaye piyasası aracı addolunacağı hüküm altına alınmıştır.
Bu tanımlara bakıldığında türev ürün niteliğindeki vadeli işlem ve opsiyon sözleşmelerinin menkul kıymet tanımına açıkça girmediği görülmektedir. Gerek vergi kanunlarında gerekse de Sermaye Piyasası Kanunu'nda bu sözleşmelerin menkul kıymet olarak kabul edildiğini öngören bir hüküm bulunmadığı müddetçe, vadeli işlem ve opsiyon sözleşmelerinin menkul kıymet olarak tanımlanması ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 279'uncu maddesi kapsamında değerlemeye tabi tutulması mümkün değildir. Bu konuda Gelir İdaresi tarafından Vergi Usul Kanunu'na ilişkin olarak yapılmış özel bir düzenleme de bulunmamaktadır. Bu nedenle iktisadi kıymet niteliğindeki türev ürünlerin değerlemesi Mezkûr Kanun'un 289'uncu maddesi hükmü çerçevesinde yapılmalıdır.
Nitekim 5 Seri No'lu Kurumlar vergisi Genel Tebliği' nin "6.1.4. Vadeli İşlem ve Opsiyon Borsası işlemleri" başlıklı bölümünde Vadeli İşlem ve Opsiyon Borsası'nda gerçekleştirilen vadeli işlem ve opsiyon sözleşmelerinin, Vergi Usul Kanunu'nun 289'uncu maddesi uyarınca borsa rayici ile değerleneceği, anılan sözleşmelerin değerleme günü itibarıyla borsada oluşan uzlaşma fiyatına (borsa rayici) göre oluşan farkın, kurum kazancı ile ilişkilendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Borsada işlem görmeyen iktisadi kıymet niteliğindeki türev ürünler ise Vergi Usul Kanunu'nun 289'uncu maddesi uyarınca, borsa rayici olmadığı için mukayyet değerleri, mukayyet değerleri yoksa emsal bedelleriyle değerlenecektir.
SONUÇ
Vergi Kanunlarımızda menkul kıymetlerin tanımına ilişkin tam olarak bir düzenleme yer almamakla beraber 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nda iktisadi kıymet niteliğindeki menkul kıymetlerin değerlemesine ilişin olarak özel düzenleme bulunmaktadır. Mezkûr Kanun'da menkul kıymetlerin değerlemesiyle ilgili olarak üç farklı ölçüye yer verilmiştir. Bunlar: "Alış Bedeli" "Borsa Rayici" ve "Kıst Getiri" ölçüleridir. 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanununda ayrıntılı tanımlanan menkul kıymetler çeşitlerine göre her bir kıymet türü için dönem sonu vergi matrahlarının tespitinde değerleme ölçüleri değişmektedir. Vergi Usul Kanunu'nda iktisadi kıymet niteliğindeki menkul kıymetlerin değerlemesine ilişin olarak yer alan hükümler bağlayıcıdır ve vergisel açıdan matrahın tespitinde bu hükümlere uyulması gerekmektedir.
KAYNAKÇA:
İsmail Hakkı Aydoğdu, Vergi Sorunları Dergisi, Aralık 2009, Sayı 255
Volkan Çelik, Vergi Sorunları Dergisi, Nisan 2015, sayı:319
Dr. Mehmet Ali Özyer, Açıklama ve Örneklerle Vergi Usul Kanunu Uygulaması, 6.Baskı
Yakup Türk-Osman Buyruk, Vergi Dünyası, Sayı 352, Aralık 2010
Halil Sencar, Vergi Sorunları Dergisi, 2010 Ocak, Sayı:256
http://www.spk.gov.tr
Erkan Bozkurt, Vergi Dünyası, Aralık 2009, Sayı.340
Onur ELELE, Menkul Kıymetlerin Değerlemesi
Yakup TÜRK-Osman BUYRUK Menkul Kıymetlerin VUK’a Göre Değerlemesi Vergi Dünyası Aralık 2010, Sayı 352
Beyanname Düzenleme Rehberi 2015
Bünyamin ÖZTÜRK, Dönemsonu Envanter ve Değerleme İşlemleri 4. Baskı s.81
Vadeli İşlem ve Opsiyon Borsası A.Ş., "Türev Araçlar Lisanslama Rehberi", Ekim 2006
Ayşe Dilşad KESKİN, "Swap İşlemi ve Hukuki Niteliği", Ankara, Yetkin Yayınları, Mart 2008
[1] İsmail Hakkı Aydoğdu, Vergi Sorunları Dergisi, Aralık 2009, Sayı 255
[2] Dr. Mehmet Ali Özyer, Açıklama ve Örneklerle Vergi Usul Kanunu Uygulaması, 6.Baskı, Sayfa:610
[3] Özgür ÖZKAN-Hüseyin ŞAHİN, Vergi Raporu, Aralık 2013, Sayı 171
[4] Yakup Türk-Osman Buyruk, Vergi Dünyası, Sayı 352, Aralık 2010
[5] Erkan Bozkurt, Vergi Dünyası, Aralık 2009, Sayı.340
[6] http://www.spk.gov.tr
[7] Beyanname Düzenleme Kılavuzu 2015
[8] Onur ELELE, Menkul Kıymetlerin Değerlemesi
[9] Yakup TÜRK-Osman BUYRUK Menkul Kıymetlerin VUK’a Göre Değerlemesi Vergi Dünyası Aralık 2010, Sayı 352
[10] Beyanname Düzenleme Rehberi 2015
[11] Bünyamin ÖZTÜRK, Dönem sonu Envanter ve Değerleme İşlemleri 4. Baskı s.81